Bir günün sonunda yapılacakların çoğunu bitirmiş, yine de kendinden uzaklaşmış gibi hissedebilirsin. Bu duygu tek başına yanlış yaşadığını göstermez. Belki yoruldun, belki ağır bir sorumluluğu taşıdın. Yine de sorulmaya değer bir şey var: Bugünkü kararlarımda son sözü ne söyledi?
“Hayatımı neye göre yaşıyorum?” sorusuna bir değerler listesiyle cevap vermek kolaydır. Doğruluk, güven, öğrenmek, merhamet… Asıl güçlük, iki önemli şey aynı anda bizi çağırdığında başlar. O anda neyi seçtiğimiz kadar, neden seçtiğimiz ve başka ne yapabileceğimiz de önem kazanır.
Söylediğim değer, verdiğim karar
Kurgusal bir durum düşünelim. Bir kişi, kimseyi yarı yolda bırakmamaya önem veriyor. Zaten yetiştirmesi gereken işler varken yeni bir talebi de kabul ediyor; sonra önceki sözlerini tutamıyor. “İnsanlara yardım etmek istiyorum” demesi samimi olabilir. Fakat o kararı verirken yardım etme isteğine, karşısındakini hayal kırıklığına uğratma korkusu da eşlik etmiş olabilir. Hangisinin belirleyici olduğunu dışarıdan kesin bilemeyiz.
Bu örnekte yararlı soru, “Ben iyi biri miyim?” sorusundan daha somuttur: Bu işi gerçekten yapabilecek durumda mıydım? Kabul edersem daha önce kime verdiğim söz aksayacaktı? Daha dar bir yardım önerebilir miydim? “Bugün tamamını üstlenemem; şu kısmını yapabilirim” demek, yardım etme değerini daha sürdürülebilir bir karara çevirebilir.
Alışkanlık, korku ve sorumluluğu ayırmak
Aynı davranış farklı gerekçelerle yapılabilir. Bir görüşmede susmak; düşünmek için zaman istemek, birini dinlemek, geçimini riske atmamak veya itirazdan çekinmek anlamına gelebilir. Yalnız davranışa bakıp kendimize ya da başkasına kesin bir niyet yüklemek, bu farkları siler.
Gerekçeyi ayırmak için üç soruya bakabiliriz: O sırada neyi korumaya çalışıyordum? Hangi sonuçtan çekiniyordum? Gerçekte hangi seçeneklerim vardı? Bunlar birbirini dışlamaz. Hem bir sorumluluğu yerine getirmek hem bir kayıptan korkmak mümkündür. Muhasebenin amacı, her kararın içinden bir kusur çıkarmak değildir; kararın dayandığı zemini görebilmektir.
Hayatın şartlarını hesaba katmak
Zamanını nereye harcadığın bir ipucudur; tek başına değerlerinin eksiksiz haritası değildir. Uzun çalışma saatleri, bakım sorumluluğu, hastalık ya da maddi zorunluluklar seçenekleri daraltabilir. Çok önem verdiğin bir şeye bugün az zaman ayırman, onu önemsemediğinin kanıtı sayılmaz.
Bu yüzden “İsteseydim yapardım” yargısında durmadan önce, değiştirebildiğinle şu anda taşıman gerekeni ayır. Bazen atılabilecek adım yeni bir iş eklemek değildir: Gerçekçi olmayan bir sözü yeniden konuşmak, destek istemek, bir işi ertelemek veya dinlenmeye yer açmaktır. Sınırını kabul etmek de sorumluluğun bir parçası olabilir.
İki değer karşı karşıya geldiğinde
Öğrenmek istiyor, aynı zamanda verdiğin sözü tutmak istiyor olabilirsin. Her ikisi de değerlidir; fakat aynı akşam ikisine birden yetişemeyebilirsin. Kararı yalnız o an daha güçlü hissettiren isteğe bırakmak yerine, şu ayrımı yapmak işe yarayabilir: Hangisi süreli bir yükümlülük, hangisi ertelenebilir bir hedef? Kararım kimi etkiliyor? Ertelediğim şeyin telafisi mümkün mü?
Burada her durumu çözen tek bir sıra yoktur. Bir başkasının hakkını ilgilendiren söz, yalnız kişisel tercih gibi ele alınamaz; sağlık ve güvenlikle ilgili ciddi bir ihtiyaç da sıradan bir yapılacak iş değildir. Karar, hem değerini hem bağlamını taşımalıdır. Aynı ölçü, farklı şartlarda farklı bir adımı gerektirebilir.
Bir ölçüyü davranışta görünür kılmak
Kendine büyük bir hüküm vermek yerine, yakın zamanda aldığın tek bir kararı seç. Ne yaptığını, o sırada neyi bildiğini ve hangi gerekçenin ağır bastığını ayrı ayrı anlat. Sonradan öğrendiğin bilgiyi, o anda zaten biliyormuşsun gibi kendine karşı kullanma. Ardından bugün farklı yapabileceğin bir şey olup olmadığına bak.
“Dürüstlüğe önem veriyorum” diyorsan, bunun bir karşılığı emin olmadığın yerde “Bilmiyorum” diyebilmek olabilir. “Öğrenmek istiyorum” diyorsan, anlamadığın noktayı sormak olabilir. Ölçüyü görünür kılan, hayatının kusursuzluğu değil; hangi gerekçeyle hareket ettiğini fark edip gerektiğinde bir sonraki kararını düzeltebilmendir.
Metne dair
Bu metin MİZAN için hazırlanmış bağımsız bir editoryal okumadır. Örnekler kurgudur; belirli bir kişiyi anlatmaz. Bir kitap bölümü, ayet veya hadis alıntısı ya da bilimsel araştırma sonucu olarak sunulmaz.