Bu soruyu biraz daha dikkatli kuralım.
İlk soru: Beni eleştiren kişi beni kıskanıyor mu?
Daha dikkatli soru: Söylediğinin hangi kısmı doğru, hangi kısmı yorum? Niyeti hakkında ne biliyorum?
Eleştirinin içeriği ile eleştiren kişinin niyeti aynı soru değildir.
Bir konuşmadan “Sonunda haklı olduğum anlaşıldı” diye çıkabilirsin. Bu rahatlamanın her zaman yanlış bir tarafı yoktur. Haksız bir suçlamanın düzeltilmesi, emeğinin tanınması veya doğru bir bilginin kabul edilmesi önemlidir. Yine de bir tartışmada haklı çıkmakla, gerçeği anlamaya açık kalmak aynı şey değildir.
Aradaki farkı, doğru çıktığımız anda görmek zordur. Daha açıklayıcı soru şudur: Savunduğum düşünceye karşı güçlü bir bilgi geldiğinde onunla ne yapıyorum?
“Haklıyım” derken neyi söylüyorum?
Haklılık sözcüğü farklı anlamlar taşıyabilir. “Söylediğim bilgi doğru” derken olgusal bir iddiada bulunuruz. “Bu davranışa itiraz etmekte haklıyım” derken bir hakkı veya ahlaki değerlendirmeyi savunuruz. “Böyle hissetmekte haklıyım” derken duygumuzun anlaşılmasını isteriz. Bunlar birbirine temas eder; fakat biri ötekinin yerine geçmez.
Bir olayın beni incitmesi gerçektir; olayın nedenine ilişkin açıklamam ayrıca değerlendirilmelidir. Bir iddiayı destekleyen belgeye sahip olmam da o belgeyi kullanırken gösterdiğim her davranışı haklı kılmaz. Hem bir konuda doğruyu söylüyor hem konuşma biçimimde yanlış yapıyor olabilirim. Ayrı soruları tek bir “Kim haklı?” yarışına çevirdiğimizde bu ayrımlar kaybolur.
Hüküm ile delilin arasını açık tutmak
Kurgusal bir örnekte, bir ekipte işin geciktiğini düşünelim. Bir kişi “Gecikmenin sebebi planın baştan yanlış olmasıydı” diyor. Takvimin aşıldığı kayıtlarla açık olabilir. Ancak bunun tek sebebinin plan olduğunu göstermek için başka bilgilere de ihtiyaç vardır: Sonradan değişen bir talep oldu mu? Gerekli malzeme zamanında geldi mi? Görevler belirgin miydi?
Bu ihtimalleri sormak, planı aklamak anlamına gelmez. İlk iddia doğru da çıkabilir. Fakat sonucu doğru tahmin etmekle gerekçeyi göstermek arasında fark vardır. Hakikati arayan soru, “Beni kim doğruluyor?” ile sınırlı kalmaz; “Bu açıklamayı destekleyen ve zayıflatan bilgiler neler?” diye de sorar.
Her görüşe aynı ağırlığı vermek gerekmiyor
Açık fikirli olmak, bütün iddiaları eşit derecede güçlü saymak değildir. Bir olayla doğrudan ilgili kayıt, yalnız söylentiden daha açıklayıcı olabilir. Bununla birlikte bir belgenin varlığı da yorumun bütünüyle doğru olduğunu kendiliğinden göstermez. Belgenin ne söylediğine, neyi söylemediğine ve iddiayla nasıl bağ kurduğuna bakmak gerekir.
Karşı görüşü, savunan kişinin söylemediği zayıf bir biçime indirgemeden anlayabiliyor muyum? Kendi görüşüm lehine kullandığım ölçüyü, aleyhindeki bilgiye de uyguluyor muyum? Sevdiğim biri söyleyince kabul ettiğim bir iddia, sevmediğim biri söyleyince neden yetersiz görünüyor? Bu sorular kişileri eşitlemek için değil, değerlendirme ölçüsünü görünür kılmak içindir.
Fikrini düzeltmek, bütünüyle geri çekilmek değildir
Yeni bilgi geldiğinde üç farklı sonuç mümkün olabilir: İlk düşüncen güçlenir, bir kısmı değişir veya onu bırakman gerekir. “Bu konuda yanılmışım” demek, diğer bütün düşüncelerinin de yanlış olduğunu söylemek değildir. Bazen dürüst düzeltme daha sınırlıdır: “Gecikme konusunda haklıydım; sebebin yalnız bu olduğunu söylemek için yeterli bilgim yokmuş.”
Belirsizlik de başlı başına bir sonuç olabilir. Her konuşmayı kesin bir kararla kapatmak zorunda değiliz. Öte yandan sırf itiraz sürüyor diye açık bir kanıtı yok saymak da gerekmez. Kararı değiştirecek bilgi ortaya çıkmadığında, mevcut gerekçeyi ve sınırını belirterek konuşmayı sonuçlandırabiliriz.
Hakkını korurken kendi hükmünü de sınamak
Gerçeğe açık kalmak, kendini sürekli suçlamak veya karşı tarafı memnun etmek değildir. Bir haksızlığa somut gerekçelerle itiraz edebilir, aynı anda kendi anlatımındaki abartıyı düzeltebilirsin. Kendi yanlışını kabul etmen, başkasının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hakikati aramak adına kimsenin bütün yükü üstlenmesi gerekmez.
Haklı olmak, belirli bir iddia ya da davranış hakkında varılan sonuçtur. Hakikati aramak ise o sonuca nasıl ulaştığımızı ve gerektiğinde onu nasıl düzelttiğimizi de kapsar. İkisi buluşabilir. Ayrıldıkları yer, kendi hükmümüzü korumanın gerçeği anlamaktan daha önemli hâle geldiği yerdir.
Metne dair
Bu metin MİZAN için hazırlanmış bağımsız bir editoryal okumadır. Örnekler kurgudur; belirli bir kişiyi anlatmaz. Bir kitap bölümü, ayet veya hadis alıntısı ya da bilimsel araştırma sonucu olarak sunulmaz.
Buradan nereye?
Bu yazıdaki “yanlışını düzeltmek” ayrımını bir kıssa üzerinden düşünmek için TERAZİ I’in ilgili bölümüne geçebilirsin.
6. Hata ortaya çıktığında iki yol: savunmak mı, dönmek mi? →